İlan/Duyuruyu Yaratan

Yönetici

Etiketler

İrfan Yalın : Kaftanın tarihi (2): T kesimli, uzun, bol, süslü üst giysisi

Gerek Haçlı seferleri, gerek Avrupa içlerine yayılan Müslüman akınları, gerekse de ticaret ve seyyahlar yoluyla kaftanla karşılaşan Avrupa halkı tarihsel süreç içinde Müslüman kıyafetleri giymeye başlamış, Avrupa moda tarzı her daim doğu giyiminden etkilenmiş

"Giyinme" insanı tüm diğer canlılardan ayıran fark

Geçen haftaki yazımı okuyanlar hatırlayacaklardır, mağaradan başlayıp günümüz medeniyetine ulaşan evrimsel yolculuğumuzda, soyumuzun her çağda kendini tüm diğer canlılardan ayıracak şekilde giysileri, doğal şartlardan koruyacak örtüleri olduğunu belirtmiştim. Vücudumuzun çeşitli yerlerine sardığımız, örttüğümüz, giydiğimiz kıyafetlerimiz, taktığımız aksesuarlarımız insanın zekâsı ve doğayı algılayışıyla evrim geçirerek sosyalleşmiş, giysilerinin tasarımları bilgisiyle doğru orantılı olarak zenginleşmiş.

İlk giysi tasarımının Neandertal insanın da yaşadığı dönemlerde yani 100 bin ila 500 bin yıl önce giyildiği, bu ihtiyacın da vücut kıllarından örnek alınarak oluştuğu düşünüldüğünde, kıyafetin ne denli eski ve yaygın olduğu belirgin olacaktır, diye düşünüyorum.

Tarihsel öykülerde Havva'nın incir yaprağı ile örtünerek başlattığı "vücudun belli yerlerini saklama" güdüsü, yaprak, çimen, hayvan derisi, ağaç lifi gibi cinselliğin belirgin yanını kapatan ilk örtülerin malzemeleri olmuş, "örtünme biçimleri" bölgeler ve dönemler arasında farklılık göstermiş.

 

MÖ 1500'lü yıllardan sonra Eski İran'da ortaya çıkan "kaftan" kısa sürede Mezopotamya'ya, tarihsel süreç içinde de tüm dünyaya yayılmış; hem pratik kesimi hem de tasarımıyla rahatlık ve sadelik simgeselliği içinde görülmüş. Basit tasarımıyla hem erkekler hem de kadınlar için günlük yaşamda kolaylığın adı olan "kaftan" sözcük anlamı itibarıyla Pers dilinden Osmanlı kullanımına girmiş; stilleri, kullanımları ve isimleriyle kültürden kültüre dünyanın her yerinde farklı karşılıklar içinde kendine yer bulmuş.  

MÖ 1500’lü yıllarda Eski İran'da ortaya çıkan "kaftan" kısa sürede uzak coğrafyalara yayılmış; rahatlık ve sadelik simgeselliği içinde görülmüş.

Osmanlı'da kaftan

Tarihsel süreç içinde mütevazı giysiden güç sembolüne dönüşen kaftan, Osmanlı İmparatorluğu'nun da dört bir tarafına yayılmış. Saray bünyesinde, zarif süslemelere sahip lüks kumaşlardan yapılan kaftan, kullanıcısının gücünü göstermesinin bir yolu haline gelmiş. Osmanlı padişahları kudretlerini, itibarlarını ve halk üstündeki itibarlarını ve rütbelerini sergilemek, değer yargılarını belirtmek için pahalı kumaşlardan, kadifeli örgülerden, ender bulunan yırtıcı hayvan derilerinden yapılmış görkemli kaftanlar giymişler, vezirlerine, konuklarına, önemli paşalarına, akrabalarına, misafirlerine ve yabancı maslahatgüzarlara kişiye özel yapılmış kaftanlar hediye etmişler.

 
 
Osmanlı padişahları ve yönetim eliti pahalı kumaşlardan, kadifeli örgülerden, nadide hayvan derilerinden yapılmış görkemli kaftanlar giymişler.

Osmanlı İmparatorluğu yönetim eliti içinde vezirlerin giydikleri kaftanlar altın düğmeli, sırma şeritli kadifelerden yapılırmış ve kışın bunlara kürk de kaplanır, kuşaklı ya da kuşaksız olarak kullanılırmış. Vezirin gücü, başarıları, aynı görevde ardında bıraktığı yıllar doğrultusunda kaftan üzerinde bazı simgeler, rütbeler ve ayırt edici özellikler olurmuş; zenginlerin kaftanı fakirlerin dillerindeymiş. Yeniçeriler ayaklarına dolaşmaması için uç kısımlarını bellerine soktukları "dolama" olarak tabir edilen farklı tarzda bir kaftan giyerlermiş.

Kaftan, Osmanlı toplumunu oluşturan her meslek ve kültür tarafından benimsenmiş.

Gerek Osmanlı'nın seferleri ve gerekse de Mısır üzerinden işleyen kervanlar yoluyla Fas ve Kuzey Afrika'ya ulaşan kaftan, burada geleneksel giysiler içinde kendine yer bulmuş; günümüze dek varlığını koruyan temel bir giysi haline gelmiş. Özellikle Faslı seçkinlerin, ulemaların, üst düzey yetkililerin en önemli giysisi haline gelen kaftan bu coğrafyada hem erkekler hem de kadınlar tarafından da kullanılmış.

Faslı yargıçlar görev başında kaftanı tercih ettikleri için kısa sürede güç sembolü haline gelmiş. Fas coğrafyasında yıllar boyunca gelin kostümünün parçası olarak da giyilen kaftan stilleri zaman içinde Avrupa kıyafetlerine çok benzer şekilde şekil değiştirmiş, vücudu saran dökümlü bolluğu azaltılarak kolları daraltılmış. Belden işlemeli kuşaklı, ayak bileğine kadar uzun, dolgun Fas kaftanı kaban benzeri bir giysiye dönüşmüş.

Osmanlı padişahları vezirlerine, konuklarına, önemli paşalarına, akrabalarına, misafirlerine ve yabancı maslahatgüzarlara özel yapım kaftanlardan hediye etmişler.

Orta Çağ'ın Arap kökenli giysisi kaftan Avrupa'ya yayılıyor

Gerek Haçlı seferleri, gerek Avrupa içlerine yayılan Müslüman akınları, gerekse de ticaret ve seyyahlar yoluyla kaftanla karşılaşan Avrupa halkı tarihsel süreç içinde Müslüman kıyafetleri giymeye başlamış, Avrupa moda tarzı her daim doğu giyiminden etkilenmiş.

Osmanlı dışında da bazı kültürlerde zaman zaman sadece soyluların kullanımında görülen kaftan, giyeni görkemli gösteren tasarımıyla kraliyet sembolü olarak da kabul edilmiş.

Ticaret, Haçlı seferleri ve seyyahlar yoluyla kaftanla karşılaşan Avrupa halkı tarihsel süreç içinde Müslüman kıyafetlerine özenmeye başlamış.

1894 yılında, Viktorya dönemi İngiltere'sinde Doğu giysilerine karşı duyulan öfke, Kraliçe Victoria'nın torunu Alexandra'nın Rus Çarı ile evlenirken taç giyme törenine geleneksel Rus tipi kaftan ile katılmasıyla dağılmış.

1894 yılında İngiliz Kraliçesi Victoria'nın torunu Alexandra'nın Rus Çarı ile evlenirken kaftan giymesi tüm Avrupada hayretle karşılanmış.

O zamanların İngiltere' de moda olan beli son derece sıkan korsesiyle vücut hatlarını abartılı bir şekilde örten geleneksel uzun, düz, yoğun süslemeli elbiseler içinde yaşayan ve o güne kadar kraliyet tarzı bir ikon olarak benimsenen Alexandra gönlünü Rus Çarı'na kaptırmış. İki büyük gücün taç giyme töreninde farklı bir İmparatorluğun da kraliyet ailesine giren prensesin çok gevşek, oldukça bol hatlarıyla üstünden taşan giyim tasarımı ciddi ilgi uyandırmış! Denilen o ki, o ana dek İngiliz Sarayının geleneklerine uygun yapısı içinde kabul gören Alexandra'nın Rus Sarayına adım attığı kaftan tipli düğün elbisesi batı dünyasındaki modayı ciddi anlamda etkilemiş!

20. yüzyılda kaftan

Kaftan moda ve stil açısından, 1900'lü yıllara kadar ABD'de popüler olamamış. Afrika ve Asya kültürlerinden derinden ilham alan Fransız moda tasarımcısı Paul Poiret, kadın korselerinin sert yapısını reddederek daha bol kesimli giysiler yaratmayı tercih edince koleksiyonlarına kaftanı eklemiş ve tasarımları kısa zamanda tüm dünyayı sarmış.

Farklı tasarımlı kaftanlar 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, yavaş yavaş Batı modasında kendini daha belirgin hissettirmiş. Orta Doğu ve Kuzey Afrika kültürlerinden ilham alan Mario Fortuny gibi ünlü moda tasarımcıları sayesinde özellikle kadınlar için kaftan benzeri elbiseler ve bornozlar birbiri ardına çizilmeye başlanmış. O günün modasında yenilikçi olarak kabul edilen bu tür giysiler sonrasında çok uzun süredir Batı modasına egemen olan korseli stillerden uzaklaşılmış. Kaftan tipli yeni tasarımlar hemen başarılı olamasa da kısıtlayıcı giysilerden uzaklaşılmasında bol ve kıvrımsız siluetleri kucaklayan daha özgür bir stilin yolunu açmış.

1940'lı yıllarda "kaftan" podyumlarda görülmüş, dünya basınında çokça yer almış.

1940'ların ve 1950'lerin sıkı belli stillerini takiben, kaftanlar 1960'ların başına kadar ABD'de durgun bir seyir izlemiş. Fas'a bir geziye çıkan Vogue Dergisi editörü Diana Vreeland, dönüşünde tatilde gördüğü rengârenk yerel kaftanları ofisinde giymeye başlayınca bu konu Vogue sayfalarında "icat edilen en basit tasarımlı moda ikonu " olarak çıkmış.

1950'lerde ve 1960'ların başında, kaftan stilleri Christian Dior ve Balenciaga'nın tasarımlarında boncuklarla, ipeklerle veya yoğun desenli sentetik kumaşlarla yapılan vücuda gevşek oturan gece elbisesi olarak görünmüş. Balenciaga'nın büyük boy trapez ve çuval elbiselerinin popülerlik kazandığı 1950'lerin ortalarında, kaftan modası bir kez daha canlanmış.

1966'da Vogue Dergisi kaftanla ilgili bir dizi başyazı yayımlayınca Emilio Pucci, Yves Saint Lauren ve Oscar de la Renta gibi önde gelen tasarımcılar podyumlarında kendi kaftanlarını tasarlamaya başlamışlar. Elizabeth Taylor tarafından giyilen kaftan modeli ünlüler arasında hit olmuş. İşin enteresan tarafı zenginlerden özgürlüğüne düşkün hippilere kadar geniş bir sosyal katmanda kucaklanan kaftanlar, dönemin "etnik" trendlerinde cesur bir başkaldırının da simgesel giysisi rolüne soyunmuş.

Kaftanın popülaritesi 1970'lerin ortalarından sonra azalmış hatta podyumlardan yavaş yavaş kaybolmaya başlamış. Ama sokakta durum farklıymış, kaftan kolaylığı ve serbestliği dolayısıyla çoğunlukla tatil giyimi olarak sunulmuş. 1980'lerde kaftanın gevşek siluetinin yerini omuzlarında yastıklı vücudun hatlarını daha belirgin kılan tasarımlar izlemiş. 

2014 yılında, Stella McCartney, Gucci ve Roberto Cavalli gibi tasarımcılar koleksiyonlarında tekrardan kaftan ve tunik elbiseler kullanmaya başlamışlar; Kristina Hendricks gibi ünlüler de kaftanların rahatlığını ve çok yönlü kültürünü ön plana çıkarınca yaratılan hava günümüze dek tüm etkisiyle gelmiş.

Yeni nesil kaftan tasarımları günümüze de renk katmaya devam ediyor.

Giysi, aksesuar, kostüm koleksiyonculuğu

Giysi, kostüm ve etnografik giyim biriktirmek dünyanın her yerinde koleksiyoncuları peşinden koşturuyor; farklı konseptlerdeki müzelerin raflarını süslüyor. Her tür eski – kullanılmış kostüm özellikle sinemadaki dönem filmlerinde son derece etkinliği hissedilen bir görsel uygulama. Her ne kadar bu yazımda kaftan üzerinde yazsam da, tüm yerel eski giysiler ünlü müzelerin, özel koleksiyonların ve geçmişin değerlerini geleceğe taşımaya çalışan tüm meraklıların beğeniyle birikimine katmaya önem verdikleri bir koleksiyon teması. Siz siz olun, aile büyüklerinizden kalan giysileri, kaftanları, kuşamları ve takıları uzman görüşü almadan elinizden çıkarmayın.

Unutmayalım ki, değeri olmasa da hatırası olan bu tür yaşanmışlıkların geleceğe taşınması sahibine de, sahip çıkacak olana da manevi bir haz da verebilir. Gelecek kuşaklara en güzel aktarım sözden öte belgeyle, objeyle, efemerayla, fotoğrafla ve hayata dair tüm yaşanmışlıklarla olanı olmalı, diye düşünüyorum. Düşünsenize bir dönemin acılarını, sevinçlerini, savaşlarındaki siperlerin izlerini taşıyan giysilerin çocuklarınızla, torunlarınızla karşılaşmasını! Bakarsınız kimi o giysiyi giyenlerin cephelerdeki acısını günümüze taşır, kimisi de yerel giysilerin zengin özelliklerini iyi dileklerle yarınlara iletebilir.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

Tematik olarak kostüm, giysi ve aksesuar biriktirmek koleksiyoncular için heyecan verici bir alan.
Bu yazı yazarın izni ile yayınlanmaktadır. Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.
Gönderdi İrfan Yalın 5 Eyl 2022 11:17

Yorumlar (0)

Giriş Yapılmamış