İlan/Duyuruyu Yaratan

Yönetici

Etiketler

İrfan Yalın : Efemera: Çöpten çıkan tarih

Efemeralar sayesinde şehirlerin geçmişine dönük yaşam hikâyelerine yeni pencereler açılıyor, dünün mesleklerine farklı gözlüklerle bakılabiliyor. Bir zamanların Beyoğlu'sundaki şapka yapımcılarının izleri şapkaların içine diktikleri etiketler sayesinde sürülebiliyor; ünlü terziler kartvizitlerinden, kanto sanatçıları gecelik programlardan, kaybolmuş tatlar menülerden gün ışığına çıkıyor

Günlük yaşamın geçici belgeleri tarihe ışık tutuyor, doğru bilinenleri değiştirip algımızı zenginleştirebiliyor

Bugün anladığımız anlamda "efemera" kavramı dilimize de, dünya literatürüne de nispeten yeni girmiş bir olgu olsa da efemera koleksiyonculuğu her geçen gün daha fazla meraklıyı içine çeken çok önemli bir uğraş alanı.

"Efemera" sözcüğü Yunanca, "epi" ile "hemera" köklerinden oluşmuş, ephēmerón ve ēméros sözcüklerinden türetilerek İngilizceye "ephemera" olarak girmiş; dilimize de yakın denebilecek bir zaman süreci içinde çoğul bir kelime olarak yerleşmiş.

Aslında 16. yüzyıl Yunancasında "ephēmeros" kelimesinin çoğulu olarak "ephemeron" sözcüğünün kullanıldığı olmuş; o yıllarda yalnızca bir gün dayandığı söylenen bir bitkiyi veya çok kısa ömürlü bir böceği ifade ediyormuş. Yakın denebilecek bir zaman sürecinde bu sözcük tekrar hatırlanmış ve "kısa ömürlü olma" anlamıyla yeni bir kavram türetilmiş. Oxford sözlüğü, bu sözcüğü "kısa bir süre için kullanılan" ve/veya "zevk alınan şeyler" olarak belirterek; kısa süreli olması beklenerek basılan – hazırlanan şeyler çerçevesi içinde tanımlayıp bir çeşit "hatıra öğeleri" anlamı da yüklemiş.

Bilet, broşür, kibrit kutusu, etiket gibi reklam broşürü gibi çöpe atılmaya aday efemera değerleri
koleksiyonerlerin gözdeleri.

Geçmişe ait kanıtların bugünü yapılandırmasına anlam katan uğraş; efemera koleksiyonculuğu

Belli bir alanda tematik olarak birikim peşinde koşan ya da genel anlamda efemera koleksiyonu yapan meraklıları bir yana bırakırsak günümüzde çok farklı ilgi alanları içinde olanlar da efemeranın önemini fark etmiş durumda. Değersiz gibi gözüken ve çöpe atılmayı bekleyen efemera çeşitlerinin ne derece önemli detaylar içerebileceği, hatta tarihi değiştirebilecek ipuçları gösterebileceğine her geçen gün yeni bir örnek ekleniyor. Zaten bu özellikleri sebebiyle, gazetecilerden farklı konularda çalışan bilim insanlarına, yazarlardan şirketlere, politikacılardan firmalara, mimarlardan sanat icracılarına kadar çok kişinin dikkatini çekmiş durumda.

Efemera sözcüğü, her ne kadar dilimizde de yeni yeni kullanılıyor olsa da, gerek işlevi gerekse de bu alana tarih boyunca gösterilen ilgi nedeniyle kökeni yüzyıllar öncesine dayanan bir kavram niteliğinde. Yani gündelik yaşama ait evrakların, ıvır zıvır diye tanımlayabileceğimiz belgelerin, bir anı, bir anıyı, bir yaşanmışlığı gösteren kısa ömürlü basımların, geçmişi tanımaya, yapılanları anlamaya ışık tutacağı biliniyor. Hatta yeniden anlamlandırmaya dönük olarak düne ait kanıtların bugünü anlamamıza ve yarını yapılandırmamıza anlam katacağı kapılar, efemera birikimleri sayesinde birer birer açılıyor.

Aslında efemera tanımlanması zor olan bir malzeme kategorisi; bu kavramın içine nelerin girdiği konusunda ucu açık bir boşluk da var. Eski fotoğraflar, okul karneleri, not defterleri, muhasebe kayıtları, telgraflar, sigorta poliçeleri, biletler, müzik notaları, eski dergiler, çek karneleri, ölüm belgeleri, mektuplar, vergi kayıtları, tapular, mahkeme ilmühaberleri, noter ihtarları, özel bir şirkete ya da devlete ait faturalar, diplomalar, gravürler, her türden resmi evrak, terhis belgesi, etiketler, reçeteler, peçeteler, mektuplar, reklam baskıları, karikatürler, ambalajlar, davetiyeler efemera konusuna odaklanmış biri için hazine niteliğinde olabilecek şeyler! Hepsi bu kadar değil, yazacağım başka şeyler de var. Zaten bu konuda yapılan bir çalışmada gördüğüm kadarıyla 300 civarında ayrı şeyin efemera olabileceği saptanmış. Sanırım bu konuda çalışmaları olanların bu sınıfa sokabileceği başka şeyler de vardır, belki bu sayı zaman süreci içinde artabilir de! 

Efemera koleksiyonculuğu İngiltere'de başlamış

Çöpe atılmaya aday, bir defalık bakılmak için hazırlanmış, günlük yaşamda hızla kullanılıp tüketilmek için basılmış kâğıt parçalarını ilk kez tematik olarak koleksiyon mantığıyla biriktiren, arşivleyen kişi sivil hayattan Samuel Pepys olmuş. Denizci olmasa da, Kraliyet donanmasının yönetiminde en yüksek makam olan "Baş Sekreterlik" görevini yıllarca sürdürmüş olan Samuel Pepys, ilk efemera koleksiyoneri olarak koleksiyonculuk tarihine adını yazdırmış. Yaşlılığında parlamenter olarak da görev yapan Pepys, Anglosakson dünya için "restorasyon dönemi" denilen Stuartların tacını geri aldığı, İkinci Hollanda - İngiltere savaşının yaşandığı, veba salgını (1665) ve Londra yangını (1666) gibi felaketlerin karabasan gibi insanların üstüne çöktüğü döneme şahitlik etmiş, günlük notlarıyla, her yerden toplayarak korumaya aldığı evrak ve biriktirdiği her türden efemera ile yaşadığı dönemin detaylarını gelecek nesillere taşımaya gayret etmiş. 

Samuel Pepys, topladıklarıyla tarihe ışık tutmuş,
ilk "efemerist" olarak adını tarihe yazdırmış.

Kim ne derse desin, İngiltere geçmişin değerlerinin geleceğe taşınmasının topluma katacağı kültür birikimlerini çok eski yıllarda fark etmiş, bunu gören değerli insanların birikimlerine kucak açmış bir ülke. Bugün Birleşik Krallığın hüküm sürdüğü coğrafyalarda, gerek özel müzelerde, gerek üniversite kütüphanelerinde, gerekse de devlet arşivlerinde hemen hemen her ülkenin geçmişini ilgilendiren evraklar var. Bunların çoğuna dijital olarak erişilebileceği gibi bir kısmı da sanal ortamda meraklılarına satılan, yerine göre paylaşılan değerler arasında.

Dikkat ederseniz her biri uzunca bir süre saklanması için tasarımlanmamış şeyler olduğunu birkaç kezdir tekrarlıyorum. Bu itibarla efemera tasarımları kalıcı olarak arşivlenmek üzere hazırlanmamış öğelere atıfta bulunduğu için bir yandan üretildiği andan itibaren toplanırken, diğer yandan da zaman zaman koleksiyoncular için özel olarak üretilmiş.

18. yüzyılın sonuna kadar, çoğu efemera kitap basanlar tarafından hazırlanmış, matbaacılar tarafından üretilmiş. Ancak 19. yüzyılda taş baskı olarak bilinen litografinin gelişerek kromolitografi şeklinde renkli baskılara - detaylı çizimlere elverecek şekilde yeni teknolojilere evrilmesi sonrasında artan çeşitlilik, efemera üretiminde uzmanlaşmanın ortaya çıkmasını sağlamış, tasarımlar meraklıların beğenilerine hitap edecek şekilde hazırlanmaya başlanmış.

Koleksiyoncular için "efemera", çöpten çıkan hazine niteliğinde

Ortada ilginç bir şey var o da şu: Günlük yaşamın kısa süreli gereksinimleri için hazırlanan efemeranın çoğu doğal olarak yok olmaya, yok edilmeye mahkûm durumda. Ama koleksiyonerler sayesinde yılların yorgun döngüsünde bunların bazıları günümüze erişebilmiş, arşivlerde, albümlerde yerini alabilmiş. Tarihe ışık tutacak nitelikteki nadide örnekler, her zaman dağılma veya kaybolma riski altındayken, koleksiyoncuların ilgisi sayesinde korunabilmiş, o günün dünyasında taşıdığı anlamı geleceğe taşıyan bir değer olarak güncele anlam katabilmiş.

Tütün kutuları, fotoğraflar, radyo dergileri, tekstil örnekleri, plak albümleri, düğün davetiyeleri, evlilik cüzdanları, pasaportlar, doğum belgeleri, vasiyetnameler, tapular, boşanma-defin kâğıtları, hisse senetleri, almanaklar, astronomik çizelgeler, istatistiksel veriler, ilaç prospektüsleri, haritalar, savaş meydanlarında - cephelerde hazırlanmış çizimler, konuşurken alınan notlar, karalamalar ilgililere o günleri yaşatıyor, müzelerde ve arşivlerde araştırmacılara yepyeni pencereler açıyor.

Geçtiğimiz yıllarda açık arttırmada satılan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'a
ait idam hükmü yaşanan utancı hatırlatmış, yüreklerden silinmeyen acıyı dağlamıştı.

Gerek devletler, gerekse de şirketler ve kişiler, geleceğini belirleme yolunda geçmişinin gizlerini efemera izinde arıyorlar

Efemera, günümüzde koleksiyonerler, araştırmacılar için olduğu kadar gerek devlet kurumları gerekse de özel şirketler ve geçmişini anlamaya çalışanlar için de önemi her geçen gün biraz daha hissedilen değerler arasında. Bugün şirketler gerek koleksiyonerlerden gerekse de müzayedelerden kendi geçmişlerine ait fatura, makbuz, el ilanı, ambalaj kutusu, kullanılmış ürün, yazışma gibi zamanında çöpe atılan izleri satın alıyorlar. Yazarlar, belgeselciler, araştırmacılar çabalarına renk katacak görselleri, kanıtları, belgeleri kısacası ilgilendikleri konuyla ilişkili efemera bulmak için ciddi bir çaba içindeler. Kimi yayınevleri telif hakkı ile görsel satın alıyor, kimileri de her geçen gün değeri daha iyi anlaşılan efemera dediğimiz belgeleri, bedeli karşılığında internette arıyor. Görselliği artan dünyanın efemera arşivleri artık farklı çözünürlükte internette de satılıyor, birbirini tanımayan meraklılar arasında birikimler paylaşılıyor.

Efemera birikimlerinin nasıl korunacağı konusunda farklı sesler, farklı görüşler dile getiriliyor bu konuda bilimsel araştırmalar yapılıyor. Efemera için özel yer ayıran kütüphaneler, bu birikimin sahip oldukları kitaplar kadar değerli olduğu bilincine ulaşmış durumdalar. Modern devlet arşivleri, depolarda kalmış evrakları belli bir yerlerde topluyor, bilinçli eller tarafından incelendiğinde ortaya çok farklı yaşanmış deneyimler çıkabileceği düşüncesiyle sistematik olarak teker teker eliyor, değişen kişiler eşliğinde tekrar tekrar bakıyor, araştırıyor.

Bulgaristan'a satılan Osmanlı arşiv belgeleri

Efemera sözcüğünün dilimize geç girmesine, kültürümüzü yeni yeni etkilemesine öykünmemek lazım. Öyle ya, sonuçta biz eski evraklarını Seka'ya gönderen bir anlayışın çocuklarıyız.

Ünlü tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı'nın 1931 yılında, bir günlük gazete için kaleme aldığı, "okka ile satılan kıymetli evrak meselesi" başlıklı yazısı, tarihi belgelere değer - kıymet verenleri ayağa kaldırmış. Yazısında satışı yapılan evrakların Bulgaristan'a yollanmak üzere, mahzenden çıkarıldığı sırada olaya şahit olduğunu söyleyen İbrahim Hakkı Bey, koridorlara saçılmış resmi kâğıtların, mühürlü evrakın, altın yaldızlı mecmua parçalarının, Siliste, Varna, Tuna vilayetlerine ait tarihi yazışmaların torbalara sıkıştırıldığını, demir tellerle çemberlendiğini vagonlara götürülmek üzere hazırlandığını belirtmiş. Maliye deposunda, tahminen 30 - 50 ton civarında olan Osmanlı dönemi evrakının büyük bir ihmal ve gaflet sonucu Bulgaristan'a hurda kâğıt olarak satılmasına dönemin aydınlarından tepki yağmış, itiraz sesleri yükselmiş. Osmanlının zengin arşivinin yok pahasına satılması bu işin meraklılarını üzmüş. Belki bu konuyu istek gelirse ayrı yazarım, o günlerin gazete sütunlarına düşen haberler eşliğinde sizleri bir yolculuğa çıkartırım.

Keyfinizi kaçırmayayım, bu konuda güzel bir yaşanmışlık örneği de var! Önemli değerimiz Piri Reis haritasının keşfedilmesi de binlerce evrak arasından uzman bir gözün dikkati sayesinde olmuş. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Milli Müzeler müdürü Halil Ethem Eldem'in Topkapı sarayında yaptığı çalışmalar sırasında o zamana kadar bilinmeyen Piri Reis'in Dünya haritası 9 Kasım 1929'da ortaya çıkarılmış, tarihçilerin bilgisine sunulmuş. Sonrasında da Atatürk'ün direktifleriyle Devlet Matbaasında tıpkıbasımı yapılarak çoğaltılan Piri Reis Haritası, dünya bilim çevrelerine sunulmuş; Piri Reis'in görmediği kıtayı çizebilmesi günümüze de süregelen ilginç bir tartışmanın kapısını aralamış.

1931 Yılında Bulgaristan'a satılan Osmanlı Arşiv belgeleri basında yer almış, tartışma başlatmış.
Bulgaristan'a satılan arşiv belgelerinin tartışması uzunca bir süre devam etmiş,
yapılan hata anlaşılmış, sorumlular aranmış.

Tesadüfen fark edilen en eski Kur'an-ı Kerim

Devletler arşivleri, efemera değeri taşıyan değerlerini ehil ellere teslim ederek gerekli fiziksel şartları sağlanmış ortamlar yaratma peşindeler. British Library gibi, Amerikan Kongre kütüphanesi gibi, dünyanın zengin birikimlerinde, efemera uzmanı olarak çalışan dikkatli gözler sayesinde, hiç umulmadık zamanlarda umulmadık özellikleriyle eski belgeler gün ışığına çıkartılıyor ve tarihi yaşanmışlıklara bilimsel kanıtlar eşliğinde yeni bir bakış açıları sunuluyor.

Bu konudaki çabaları destekleyen çok bilimsel buluntu da var. Geçtiğimiz yıllarda İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi'nde dünyadaki en eski Kur'an-ı Kerim olabileceği düşünülen kitaptan bazı bölümler fark edilmesiyle ortaya çıkmış. Bir doktora öğrencisinin, koyun ya da keçi derisinden parşömene yazılmış olan bir kitabın parçalarını dikkatle inceleyip, karbon-14 metoduyla tarihlemesi sonucunda, eserin 1370 yıllık olduğu anlaşılmış ve bu özelliğiyle bugüne dek ulaşmış en eski Kur'an-ı Kerim 'e ait olabileceği sonucuna varılmış. Heyecan verici bu keşfin Müslümanlar için çok büyük bir sevinç kaynağı olmasının yanı sıra nerede ve nasıl yazıldığı konusu yeni bir araştırmanın kapısını açmış; gözleri farklı tezlere, hipotezlere çevirmiş.

Benzer bir durumda geçenlerde Gaziantep'te yaşanmış, Zeugma Mozaik Müzesinde tasnif çalışması yapan ekip kütüphane bölümündeki kitapların arasında Arapça el yazılı bir belge bulmuş ve yapılan inceleme sonucunda belli yerleri tahrip olmuş olan bu belgenin, İkinci Mahmut'un bir fermanı olduğu fark edilmiş. Çoğu efemera gibi, müze envanterinde yer almayan bu fermanın 1819- 20 yıllarında Ayıntap Kalesinde görevli Mustafa Veledi Mehmet'e yazıldığı ve içeriğinde önemli bilgiler bulunduğu gazete haberlerinde yer almış, araştırmacılara yeni bir kaynak olmuş.

Isaac Newton'un gizli yönü

Efemera değerinin nereden çıkacağı belli değil, verilecek örnekler de tahmin edemeyeceğimiz kadar çok. Geçtiğimiz aylarda, İngiltere'de bir müzayede evinde satışa sunulan İngiliz fizikçi Isaac Newton'a ait birkaç sayfalık karalamalar, ölümünden iki asır sonra, Newton'un simya ve teolojinin karanlık - belirsiz alanlarına olan gizli ilgisini ortaya çıkarmış. Gün ışığına çıkan belgeler, Newton'un İncil'de gizlenmiş kodları çözerek kıyametin zamanlamasını belirlemeye çalıştığını göstermiş, evrenin derin sırlarının anahtarı olduğuna inandığı Mısır piramitleri hakkındaki özel araştırmalarını gözler önüne sermiş. Ancak dikkatli bir gözün fark edebileceği ve çöpe gitmekten kurtarabileceği bu birkaç sayfalık müsveddelerin, çok yüksek maddi değeri yanında, 1687'de yayınlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica çalışmasıyla, bilim dünyasında adını altın harflerle pekiştiren Newton'un bilimsel yaklaşımı hakkındaki tartışmalara da kanıtsal anlamda yeni pencereler açacağı düşünülüyormuş.

İngiliz fizikçi Sir Isaac Newton'a ait birkaç sayfalık karalamalar 511.000 Dolara alıcı bulmuş,
Newton’un bilimsel yaklaşımı hakkında pencere aralamış.

75 Cente alınan resim Hitler'e ait çıkmış

Babasının eskici pazarından 75 Cente aldığı resmin yıllar sonra Hitler'e ait olduğunu fark eden Hollandalı bir kadın, "Para istemiyorum, yeter ki beni bu ağır yükten kurtarın" diyerek tabloyu Savaş ve Soykırım Araştırmaları Enstitüsü'ne bağışlamış. Yapılan inceleme sonucunda tablonun, Hitler'in Hollanda'daki bilinen tek eseri olduğu belirlenmiş. Gençliğinde ressam olma hayaliyle Viyana Sanat Akademisi'ne girebilmek için uğraşan genç caninin başarısız Avusturya günlerinde Viyana'daki bir kuleyi resmettiği ve "A. Hitler" olarak imzaladığı anlaşılmış. Plastik bir pazar çantası içinde getirilen suluboya tablonun kapsamlı biçimde incelenmesi sonucunda orijinal olması şaşkınlık yaratmış, koleksiyona alınan eser, enstitü tarafından eğitim ve araştırma için kullanılacakmış.

Son yıllarda Hitler'in eserlerinin düzenli olarak açık artırmaya çıkarılması, onun yaşamının bir bölümünde hayatını kazanmak için suluboya resimler yapıp sattığı bulgusunu güçlendirmiş. Viyana'da sanat eğitimine kabul edilmeyişinin faşizmin modern sanatlara olan nefretinin nedenlerinden biri olduğu gerçeğini -belki de- efemera bulguları açığa çıkartmış.

Hitler'e ait belgeler, müzayedelerde heyecan yaratıyor,
uzmanlara kişilik analizinden kararlarına kadar farklı çalışmalar yaptırıyor.

Efemera; bilimsel araştırmaların, kurumsal çalışmaların, bireysel çabaların tarih kokan baharatı 

Üretildiği zaman değerli bir şey olmasa da, yıllar sonra o güne ışık tutabilecek özellikleriyle gündelik hayatın detaylarıyla uğraşıp belgelerini biriktirenlere "efemerist'' deniyor ve efemeristlere de buldukları değerleri geleceğe kayıpsız olarak taşıma konusunda görev düşüyor. Eski belgelenin güneş ışığına maruz kalmadan saklanması, teneke kutuların paslanmaması, resimlerin - kartpostalların solmaması için bilgi sahibi olmak ve gelişmeleri öğrenmek gerekiyor. Bu konuların uzmanları yetişiyor, özel olarak istihdam edilen yetenekler sayesinde koruma, yenileme, tamir ve eski haline döndürebilme konusunda gelişen teknolojinin imkânları kullanılıyor.

Koleksiyoncular, araştırmacılar, tarih yazanlar ve ilgi alanlarında karşılarına çıkabilecek detaylar konusunda yürüyenler için birkaç satırlık kâğıt parçasının, karanlıklara ışık tutacak bir karalamanın ne demek olduğunu bilemezsiniz. Tiyatro tarihini yazan biri için Güllü Agop tarafından kurulan Gedikpaşa Tiyatrosunun tanıtım broşürü, çadır tiyatrosuna giriş bileti, el boyaması afiş ya da belli belirsiz tutulmuş müsvedde notları hazine niteliğinde olmaz mı? Düşünsenize, "ulaşım tarihi" çalışanlar için hiçbir yerde kaydı olmayan bir firmaya ait yolcu biletinin ne kadar değerli olduğunu söylemeye gerek var mı?

Yıllar öncesinden gelen bir duvar ilanı, kime ait olduğu bilinmese de içeriğiyle ilgi çeken postadan geçmiş bir kartpostal, konserve etiketi, kibrit kutusu, sigara paketi, davetiye, menü, çekilişte para isabet etmeyen Milli Piyango bileti içerdiği özelliklerle o alanda araştırmaları olanlar için çok kıymetlidir, yerine göre kişiye ve konuya özgü olarak umulmadık değerlerle eşdeğer gibidir!

Yazarların, şairlerin, siyaset adamlarının, devlet görevlilerinin mektupları, müsvedde karalamaları, resimleri, kitapların arasına yazdıkları ne düşündüklerini, nasıl yaşadıklarını ve neyi aradıklarını gösterebiliyor; onlara ait efemera birikimleri bildiklerimize bilmediklerimizi katıyor.

Efemeralar sayesinde şehirlerin geçmişine dönük yaşam hikâyelerine yeni pencereler açılıyor, dünün mesleklerine farklı gözlüklerle bakılabiliyor. Bir zamanların Beyoğlu'sundaki şapka yapımcılarının izleri şapkaların içine diktikleri etiketler sayesinde sürülebiliyor; ünlü terziler kartvizitlerinden, kanto sanatçıları gecelik programlardan, kaybolmuş tatlar menülerden gün ışığına çıkıyor.

Vaktini, emeğini, imkanlarını geçmişin değerlerini yarınlara taşımaya ayıran direşken koleksiyonerlere övgülerimi sunuyorum.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

Kuşdili Çayırındaki futbol turnuvasında çekilmiş fotoğrafın izdüşümünden
ülkemizdeki futbol tarihine bakılabiliyor.
Devletin kütüphanesine hediye edilen bir kitabın "demirbaştan çıkarılmasının"
ne anlama geldiğini ve nasıl sahaflara düştüğünü
onu her elime aldığımda kendime soruyorum.
Bu yazı yazarın izni ile yayınlanmıştır, yazının orjinaline buradan erişebilirsiniz.
Gönderdi İrfan Yalın 12 Ara 2021 14:33

Yorumlar (0)

Giriş Yapılmamış